Sahil Spa







Art deco

Ar deko (Art deco)

1925’te Paris’teki Uluslararası Çağdaş Dekoratif ve Endüstriyel Sanatlar Sergisi, aşağı yukarı on yıl önce başlayarak resimde, mimarlıkta ve özellikle uygulamalı sanatlarda yaygın hale gelen bir üslubu tanıttı ve ona adını verdi. Böylece artık hepsi aynı anlama gelmek üzere, «1925 üslubu» ndan, «ar deko üslubu» ndan veya kısaca «ar deko»dan söz edilir oldu.
XX. yy’ın başlarındaki sanat akımlarından kaynaklanan ar deko (art deco), Birinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca insanın öldüğünün unutulmaya çalışıldığı «çılgın yıllar»ın havası içinde ortaya çıktı. Paradokslarla dolu bu sanat, kimi zaman geometrik ve yalın biçimleriyle modern bir anlayışı dile getiriyor, ama gelenekten de besleniyor ve seçkin kişilerin beğendikleri lüks bir üslup niteliği taşıyordu. Ar deko, gerçek gelişimini 1920 ile 1930 yılları arasında Fransa’da gösterdi, ama Birinci Dünya Savaşı yıllarında ortaya çıkışından önce de, 1908 ile 1912 arasında; ilk adımlarını atmıştı ve ar nuvo (art nouveau; yeni sanat) akımına karşı çıkarak onun yerini aldı. Ar deko, başlangıçta tamamen bir süsleme sanatıydı, ama daha sonra kübizmin estetik alanında gerçekleştirdiği kesin ve büyük değişikliklerin etkisinde kaldı. 1930’ların sonuna doğru da yerini, modernizme ve uluslararası üsluba bırakarak yavaş yavaş yitip gitti.
Süsleme geleneğinden soyut dekorasyona.

Ar deko, daha ilk ortaya çıkışında büyük bir başarı elde etti, ama tek başına çalışan sanatçıların ortaya koyduğu bir akım olmaktan kurtulamadı. Bu sanatçılar, kuramlardan kaçınıyor, bildiriler ve programlar yayınlıyorlardı. 1910’da Güz Salonu’nda Deutscher Werkbund (Alman Atölyeleri) tarafından gerçekleştirilmiş eserleri gören Fransız sanatçılar yeni bir üslup yaratmak gerektiğini fark ettiler. Bu üslubun öncüsü, ünlü bir terzi olacaktı. Bu terzi, 1911’de Viyana’ya yaptığı gezi sırasında Koloman Moser ve Joseph Hoffman’ın Wiener Werkstette ‘nin (Viyana Atölyeleri) gerçekleştirdiği eserler karşısında şaşkına dönen ve Diaghilev’in Rus Balesi’ne hayranlık duyan Paul Poiret’ydi ve çok geçmeden efsanevi Doğu’nun renkli dünyasını, modaya ve mefruşat kumaşlarına aktardı.
1911’de mimar ve dekoratör Louis Süe’nin kurduğu Atelier Français ( Atölyesi) de aynı estetik anlayışı benimsemişti. Bu atölyede, André Mare, Roger de La Fresnaye, Paul Véra, Gustave Jaulmes ve André Groult gibi dekoratörler ve ressamlar bir araya gelmişti. Ar nuvonun arabesklerini bir yana bırakmak isteyen bu sanatçılar XV. Louis ve özellikle Louis-Philippe üslubu geleneğine bağlandılar. Paul’ün kardeşi olan ve ar deko savunuculuğunu yapan André Véra, 1912’de şöyle yazıyordu: «çiçek ve meyve sepetleri ve kurdelalar, yeni üslubun en önemli öğeleri olacak». Ama 1919’da Güz Salonu, «düzene çağrı» diye adlandırılan yeni bir üslubu savunmaya başladı. Bu üslubu oluşturan dikaçılı hacimler ve geometrik şekiller, doğrudan doğruya kübizmden, zenci Afrika, Doğu ve Eski Mısır sanatından etkilenmişti.

1925’te açılan Uluslararası Çağdaş Dekoratif ve Endüstriyel Sanatlar Sergisi sırasında, kimi zaman birbirleriyle çatışan iki temel eğilim ortaya çıktı. «Çağdaşlar» denilen ve sayıları daha fazla olan sanatçılar, gelenekle bağ kurabilmek için geçmişe açıkça bağlanıyorlardı. En ilgi çeken ve zengin bir koleksiyoncuya ait olan pavyonun dekorasyonunu ve mobilyalarını Jacques Emile Ruhlmann, resimlerini Jean Dupas, lakelerini İsviçreli Jean Dunand, alçak kabartmalarını Antoine Bourdelle ve demir işlerini Edgard Brandt yapmıştı.
«Modernler» diye adlandırılan, sanayinin ve teknolojinin etkisinde kalmış olan ve ayrıca geleceğe dönük bir sanat yaratmak isteyenler arasında ise; Pierre Chareau, Irlandalı Eileen Gray, Pierre Legrain, Francis Jourdain ve özellikle Robert Mallet-Stevens dikkati çekiyordu. Bu sonuncu sanatçının yapmış olduğu turizm pavyonu, çarpıcı asimetrisiyle ilgi çekiyordu ve betonarme kullanımı bakımından, Charles Edouard Jeanneret-Gris’nin (Le Corbusier diye tanınmıştır) Esprit nouveau dergisi için yaptığı pavyon ve Konstantin Stepanoviç Melnikov’un, çeliği camla ve ahşapla kaynaştıran SSCB pavyonu kadar yenilikçi ve atılgan bir üsluba tanıklık ediyordu.
Dekoratör Sanatçılar Birliği’nin yapımına katkıda bulunduğu Fransız Büyükelçiliğinde, Çağdaşlar ve Modernler bir arada çalışmışlardı; Groult büyükelçinin eşinin odasını, Chareau büroyu. Dunand sigara salonunu, Mallet-Stevens da holü düzenlemişti.
Bu sergi, bir lüks estetiğinin son nefesini vermesi olarak görüldü. Aşılmış olan bu sanat, yine de Normandie (1934) gibi transatlantiklerin göz kamaştırıcı dekorasyonunda ve Paris’te düzenlenen Modern Yaşamda Sanatlar ve Teknikler Sergisi’nde (1937) kendini ifade etme imkânını buldu. 1929’da sanatçıların modernist kanadı, Dekoratör Sanatçılar Birliği’nden ayrıldı ve on yıl gecikmeyle De Stijl akımına, konstrüktivizme ve Bauhaus’a ayak uydurdu.

Ar Deko ve toplum
Ar deko’nun yaratıcıları, kitlelere hitap eden eserler ortaya koyan ar nuvonun (yeni sanatın) toplumsal kaygılarından, daha başlangıçta uzaklaşmışlardı. Ruhlmann 1910’da, terzilerden, tiyatro oyuncularından, o yıllarda ünlü olan yazarlardan, bankerlerden ve sanayicilerden oluşan müşterilerine yönelik ve gösterişe dayanan bir sanattan yana olduğunu açıkça söylemişti.
1912’de Parisli terzi Jacques Doucet, XVIII. yy eserlerinden oluşan koleksiyonunu sattı ve Avenue du Bois’daki yeni evinin döşenmesini ve dekorasyonunun yapımını Paul Iribe, Marcel Cord, Poiret, Legrain ve Macar heykelci Joseph Csaky’e verdi. Bu önemden sonra Neuilly-sur-Seine’de Saint-James sokağına taşındı ve Legrain’in önerileri üzerine, «dikiş stüdyosu»nun yapımını ve düzenlenmesini, Chareau, Eileen Gray, heykelci Gustave Miklos, cam işleri ustası Renü Lalique ve halı ressamı Jean Lurçat’ya emanet etti. Doucet’in 1929’da ölümü üzerine Modern Sanatçılar Birliği, standartlaştırmayı ve ortaya konan eserin geniş kitlelerin eline geçebilmesini savunan Deutscher Werkbund’un Alman modelini benimsemiş olmasına rağmen, yaratıcı eserlerini mali açıdan desteklemek için, zengin sanat koruyucuları bulmak durumundaydı.

Resim
Ar dekoya çoğunlukla, resmin «büyük tatili» denmiştir. Gerçekten de ar deko resmi, çağdaşı o bütün büyük akımların (kübizm, fütürizm, dadacılık, Rus konstrüktivizmi, Bauhaus) dışında kalmış ve dekoratif olmaktan öte bir tutkusu yokmuş gibi görünmüştür. Jean Dupas, Tamara de Lempicka ve Gustave Jaulmes, resim çalışmalarını dekorasyonun bir parçası olarak görmüşlerdi. Jean-Gabriel Doumergue, Kes van Dongen, Bernard Boutet de Montvel ve André Dunoyer de Segonzac’ın en fazla tercih ettikleri konu, kadındı. Öte yandan Vogue ve Harper’s Bazaar gibi ünlü dergilerde, Georges Lepape, Romain de Tirtoff (Erté diye tanınır) ve André Edouard Marty gibi illüstrasyon ressamları çalışıyordu.

Heykelcilik

Heykelciler arasında iki eğilim göze çarpıyordu. Bir yandan ticari heykelcilik, spor ve modanın yarattığı çağdaş havayı dile getirmek için klasikten uzaklaşıyordu. Bu alanda, Demêtre Chiparus, altın ve fildişini çeşitli metal alaşımlarıyla birleştiren altınfildişi heykelciliğinin en büyük temsilcisi olarak kendini gösterdi. Bunun tam karşısında, kübizmin büyük ölçüde etkisinde kalan öncü heykelcilik, tıpkı resim gibi, mobilyacılıkla uyum göstermesi gereken bir sanat olarak düşünülüyordu. Bu anlayışın temsilcileri, kadın ve kuş başları yapan Miklos Joseph Csaky ve Mallet-Stevens ile birlikte çalışan Jean Lambert-Rucki ve Jan ve Joel Martel’dir.
Mimarlık

Ar deko, Fransa’da, mobilyacılık ve uygulamalı sanata oranla mimarlığı çok daha az etkiledi. Sadece, 1925 Sergisi için yaratılan ve kısa ömürlü olan mimarlığa ar deko üslubu dendi. Buna karşın 1930’da, uluslararası De Stijl ve Bauhaus akımları, Fransız mimarlarına büyük ölçüde esin kaynağı oldu. Bu mimarlar, toplumsal konutlara öncelik verdiler ve dolaysıyla biçimlerde ve malzemede ekonomik davranmaya yöneldiler. Paris’te Henry Van de Velde ve Perret kardeşler (Au Gustave ve Claude) 1913’te, Champs-Elysées Tiyatrosu’nun yapımını bitirdiler. Bu binanın dekorasyonu, heykelci Bourdelle’e ve Maurice Denis ve Edouard Vuillard gibi ressamlara verilmişti. Michel Roux-Spitz 1925’ten sonra, uluslararası üsluba dayanan apartmanlar; André Lurçat (Jean Lurçat’nın kardeşi) sütunlar üzerinde yükselen ve taraça-damları olan villalar yaptı. 1926’da Henri Sauvage, yardımcısı Frantz Jourdam ile birlikte, Samaritaine’in bazı binalarını metal ve cam malzeme kullanarak inşa etti (Jourdaine, bu büyük mağazanın ar nuvo anlayışıyla ilk yapımını 1906’da gerçekleştirmişti). Mallet-Stevens, 1929’dan itibaren süslere, «köhne kısır ve anlamsız çıkıntılara» karşı çıktı ve Modern Sanatçılar Birliği’nin üyesi olan birçok sanatçı da onun bu görüşünü paylaştı. Stevens, aydınlık yalın ve dikköşeli hacimleriyle ve perdahlanmış malzemelerle dikkati çeken Noailles ailesi villasını Hyères’de gerçekleştirdi.
Art Deco mimarlığının kavramsal içeriği
Ar Deko’nun serüveni
Fransız ar deko, 1940’a kadar varlığını sürdürdüğü ABD’de önemli yankılar buldu. Özellikle, dekoratörlerin çalışmalarıyla büyük canlılık gösterdi. Donald Deskey, Rockefeller için Macassar abanozu, cam ve krom malzeme kullanarak bir yemek odası gerçekleştirdi; Kem Weber, John W. Bissinger için, grimsi yeşil renk metalle süslenen mobilyalarla dekore edilmiş bir yatak odası yaptı; Paul T. Frankl ise, mobilyacılık için gökdelen üslubunu yarattı.
Öte yandan ABD’de, Fransa’da olduğundan daha fazla ar deko’nun etkisinde kalmış olan mimarlık, mobilyacılıktan esinlendi. William Van Allen tarafından 1928 ile 1930 arasında yapılan Chrysler Building, kanatlı figürlerle, fantastik hayvan başlarıyla, alınlıklarla, bronz frizlerle ve pişmiş topraktan kabartmalarla süslenmişti.
1930-1931’de Shreve, Lamb ve Harmon ajansı tarafından gerçekleştirilen Empire State Building ise, dikköşeli biçimler ve ağır başlı süslemelerle dikkati çekiyordu.

Mimar Ahmet Kemaleddin

Mimar Ahmet Kemaleddin Bey (Doğumu: 1870, Acıbadem, İstanbul - Ölümü: 13 Temmuz 1927, Ulus, Ankara, 20 Yüzyılın başlarındaki çalışmalarıyla tanınan ve Birinci Ulusal Mimarlık Akımı'nın önde gelen isimlerinden olanTürk Mimarıdır.
Yaşamı:

Orta sınıfa mensup bir ailenin tek çocuğu olarak İstanbul'un Acıbadem semtinde dünyaya gelen Ahmet Kemaleddin Bey, ilköğrenimine 1875'te İbrahim Ağa İbtidai Mektebi'nde başladı. Ortaöğrenimini 1881'de babasının görevi dolayısıyla gittikleri Girit'te sürdürdü; bir süre sonra ailesiyle birlikte İstanbul'da döndüler ve orta öğrenimini de burada bitirdi. Bu sırada mühendisliğe ilgi duymaya başladı ve 1887'de 17 yaşındayken Hendese-i Mülkiye Mektebi'ne (günümüzde İstanbul Teknik Üniversitesi-İTÜ) kaydoldu.
 

Mühendislik eğitimini birincilikle tamamladığı 1891'de, aynı okulda öğretim görevlisi olarak bulunan Alman akademisyen Jachmund'un asistanlığına atandı. Bu görevi dört yıl yürüten Mimar Kemaleddin, bu arada okul dışında özel bürosunu açarak ilk eserlerini tasarlamaya başladı. 1895'te eğitimini geliştirmesi amacıyla hocası Jachmund'un desteğiyle ve devlet bursuyla Almanya'ya gönderildi ve Berlin'deki Charlottenburg Teknische Hochschule'ye (teknik yüksek okul, günümüzde Berlin Teknik Üniversitesi) iki yıl devam etti. Daha sonra iki buçuk yıl da çeşitli mimarlık bürolarında çalışarak deneyim kazandı.

1900'de İstanbul'a döndü ve öğretim üyeliğine tekrar başladı. Hocası August Jachmund'un Türkiye'den ayrılmasının ardından, onun verdiği mimarlık derslerini üstlendi.
1908'de Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti adıyla bu meslek dallarının Türkiye'deki ilk meslek odasını kuran Mimar Kemaleddin, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Evkaf Nezareti İnsaat ve Tamirat Müdürü olarak çalışmalarına devam etti. "Şark Demiryolları Şirketi" adına dört tren istasyonu tasarladı. Bu şirket için ilk olarak Filibe Garı’nı tasarlayan mimar bu yapıda gösterdiği başarı nedeniyle, selanik ve Edirne Garlarını tasarlamakla görevlendirilmiş, Selanik Garı’nın yalnızca temelleri atılmış, Edirne Garı ise genel olarak 1914’te kadar bitirilmiştir. Mimarın tasarladığı diğer istasyon olan Sofya Garı’nın II. Meşrutiyet'ten önceki gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Günümüzde Trakya Üniversitesi rektörlük binası olarak hizmet veren Edirne Garı’nın kesin tasarım yılı saptanamamışsa da, tasarımının II. Meşrutiyet’in ilk yıllarında tamamlandığı, inşaata Balkan Savaşı’ndan önce 1911-1912’de veya savaştan ve Edirne’nin geri alınmasından sonra 1913’de başlandığı, yapının 1914’de savaş nedeniyle yarım kaldığı, ancak Cumhuriyet’ten sonra,1930’da işletmeye açılabildiği bilinmektedir.

Tarihi yapıların restorasyonu ve yeni yapıların tasarımıyla ilgilendigi bu dönemde, Osmanlı mimarisinin ilkelerini inceledi ve kendi mimari üslubunu şekillendirdi ve ulusal mimari konusundaki düşüncelerini geliştirdi.
1910’ların başından ölümüne kadar yoğun bir tempoda çalışarak, hem Türkiye’de, yoğunluklu olarak da İstanbul'da, hem de yurtdışında eserler verdi ve mimari çalışmalarında bulundu. Mescid-i Aksa'nın restorasyonu çalışmaları için bir süre için Kudüs'te kaldı ve Türkiye'ye dönüşünde yeni başkent Ankara'da kurulan yeni yapılar üzerinde yoğunlaştı.
Mimar Kemaleddin, 13 Temmuz 1927 tarihinde Ankara'da beyin kanaması sonucu vefat etti.
Mezarı Beyazıt Camii'nde bulunmakta olup, 2007'de yeniden düzenlenerek anısına bir mezar anıtı eklenmiştir.

Mimari üzerine görüşlerini de içeren notları İlhan Tekeli tarafından 1997 yılında "Mimar Kemalettin'in yazdıkları" başlığı altında kitaplaştırılmıştır.
Besteci İlhan Mimaroğlu'nun babasıdır.
Mimar Kemaleddin Bey, 16. yüzyılda yaşamış ve Beyazıt Camii'nin mimarlarından biri olması muhtemel meslektaşı Kemaleddin ile karıştırılmamalıdır.

Eserleri ve çalışmalarından bazıları:

  • Çamlıca Kız Lisesi inşaatı
  • Bostancı Camii inşaatı
  • Bebek Camii inşaatı
  • Yeşilköy Camii inşaatı
  • Beyoğlu Kemer Hatun Camii
  • Reşadiye Mektebi (günümüzde Eyüp Ortaokulu) inşaatı
  • Sultan Reşad Türbesi inşaatı
  • Gazi Osman Paşa Türbesi inşaatı
  • Mahmut Şevket Paşa Türbesi inşaatı
  • Ahmet Cevat Paşa Türbesi inşaatı
  • Ali Rıza Paşa Türbesi inşaatı
  • Hüsnü Paşa Türbesi inşaatı
  • Fethiye Camii Koca Sinan Paşa Medresesi restorasyonu
  • Laleli Harikzedegan (Tayyare) Apartmanları inşaatı
  • İstanbul Birinci, İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Vakıf Hanları inşaatı
  • Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası inşaatı
  • İstanbul Üniversitesi kütüphanesi
  • Filibe Gar Binası
  • Edirne Gar Binası onarımı
  • Bandırma Haydar Çavuş Camii'nin yeniden inşası
  • Gazi Eğitim Enstitüsü binası inşaatı
  • Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Müdürlüğü binası inşaatı
  • Vedat Tek tarafından başlatılan Ankara Palas projesinin son seklini vererek tamamlanması
  • Kudüs Mescid-i Aksa restorasyonu projelendirmesi (1922-1926)

Mimar Sinan

   Türk, mimar. Dünyanın en büyük yapı sanatçılarından biridir. Kayseri'nin Ağırnas köyünde doğdu, 17 Temmuz 1588'de İstanbul'da öldü. Doğum tarihi kesin değildir. Ailesine ve yaşamına ilişkin kimi zaman yetersiz ve çelişkili bilgiler, çağdaşı Sâi Mustafa Çelebi'nin onun ağzından yazdıklarına, mimarbaşı olduğu dönemden kalan yazışmalara, kendi vakfiyesine ve yazarı bilinmeyen belge ve kitaplara dayanmaktadır. Kaynaklara göre Sinan, I. Selim (Yavuz) padişah olduktan sonra başlatılan ve Rumeli'de olduğu gibi Anadolu'dan da asker devşirmeyi öngören yeni bir uygulama uyarınca 1512'de devşirilerek İstanbul'a getirildi. Orduya asker yetiştiren Acemi Oğlanlar Ocağı'na verildi, 1514'te Çaldıran Savaşı'nda 1516-1520 arasında da Mısır seferlerinde bulundu. İstanbul'a dönünce Yeniçeri Ocağı'na alındı.
I. Süleyman (Kanuni) döneminde 1521'de Belgrad, 1522'de Rodos seferlerine katıldı, subaylığa yükseldi. 1526'da katıldığı Mohaç seferinden sonra zemberekçibaşı (baş teknisyen) oldu. 1529'da Viyana, 1529-1532 arasında Alman, 1532-1535 arasında da Irak, Bağdat ve Tebriz seferlerine katıldı. Bu son sefer sırasında Van Gölü'nün üstünden geçecek üç geminin yapımını başarıyla tamamlaması üzerine kendisine haseki unvanı verildi. 1536'da Pulya (Puglia) seferlerine katıldı. 1538'de yer aldığı Karabuğdan (Moldovya) seferi sırasında Prut Irmağı üstünde yaptığı bir köprüyle dikkatleri üstüne çekti. Bir yıl sonra mimar Acem Ali'nin ölümü üzerine onun yerine sermimaran-ı hassa (saray baş mimarı) oldu. Günümüzdeki bayındırlık bakanlığına eş düşen bu görevi ölümüne değin sürdürdü.

Mimar Sinan, Osmanlı İmparatorluğu'nun en güçlü olduğu çağda yaşamıştır. I. Süleyman (Kanuni), II. Selim ve III. Murat olmak üzere üç padişah döneminde mimarbaşılık etmiş, imparatorluğun gücünü simgeleyen mimarlık başyapıtlarının tasarlanıp uygulanmasında birinci derecede rol oynamıştır. Etkisi ölümünden sonra da sürmüş, her dönemde saygınlığını korumuştur. Atatürk ona ilişkin bilimsel araştırmaların başlatılmasını, onun bir heykelinin yapılmasını istemiştir. 1982'de İstanbul'daki Devlet Güzel Sanatlar Akademisi çekirdek olmak üzere oluşturulan yeni üniversiteye onun adı verilmiştir. Sinan'ın yetişmesine ilişkin doyurucu bilgi yoksa da, dülgerliği Acemi Oğlanlar Ocağı'nda öğrendiği sanılmaktadır. Acemi Oğlanlar, başka işlerin yanı sıra yapı işlerinde de görevlendirilirlerdi. 

Sinan daha sonra ordunun yapı gereksinimini karşılayan birimlerinde görev almış, buradaki çalışmalarıyla öne çıkmıştır. Gerek ordunun bu birimleri tarafından usta-çırak ilişkisi içinde gerçekleştirilen yapım ve onarım çalışmaları, gerek orduyla birlikte gittiği yerlerde görme olanağı bulduğu yapılar, Mimar Sinan'ın eğitiminin parçası olmuştur. Çeşitli kaynaklara göre Sinan 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 okul ve darülkurra, 22 türbe, 17 imaret 3 darüşşifa, 7 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 köşk ve saray, 6 ambar ve mahzen, 48 hamam olmak üzere sayılamayanlarla birlikte üç yüz elliyi aşkın yapı gerçekleştirmiştir. 

Elli yıla yakın bir süre!Osmanlı İmparatorluğu'nun mimarbaşılığını yapmış olmasına karşın, bunların hepsini onun tasarlayıp uygulamış olduğunu söylemek güçtür. Çoğunluğu İstanbul'da olmak üzere imparatorluğun her yanına dağılmış bulunan bu yapıların bir bölümünü öğrencileri ya da ona bağlı mimarlar örgütü yapmış olmalıdır. Bunların arasında onarımlar da vardır. Bu tür sayılar Sinan'a gösterilen saygıyı ortaya koyar. Onun asıl önemi, yapılarında gerçekleştirdiği deneyler ve getirdiği yeniliklerle Osmanlı-Türk mimarlığını "klasik" olarak adlandırılan doruğuna ulaştırmasındadır.

Sinan mimarbaşılığından önce de askeri amaçlı olmayan yapılar tasarlamış ve uygulamış olmalıdır. Ama ilk önemli yapıtı İstanbul'da ki Şehzade (Mehmed) Camii'dir. Kendisinin çıraklık dönemi yapıtı olarak nitelendirdiği bu cami, dört ayağın taşıdığı ve dört yarım kubbenin desteklediği bir kubbe ile örtülüdür. Dış görünüşlerin kitlesel etkisi azaltılmış, içerde ise daha aydınlık bir mekân oluşturma yoluna gidilmiştir. Onu izleyen Üsküdar'daki Mihrimah Sultan Camii'nde ise yarım kubbelerin sayısı üçe indirilerek daha rahat bir iç mekân araştırılmıştır. Osmanlı-Türk mimarlığının en önemli yapılarından biri Süleymaniye Camii ve Külliyesi'dir. Sinan kalfalık dönemi yapıtı olarak adlandırdığı bu yapıda İstanbul'daki Bayezid Camii'nde kullanılan taşıyıcı sistemi yinelenmiş, dört ayak üstüne oturan kubbeyi giriş-mihrap yönündeki yarım kubbelerle desteklenmiştir.

Bu, Ayasofya ile ortaya atılan strüktür sorunun, onun tarafından bir kez daha ele alınışıdır. Süleymaniye, darülkurrası, darüşşifası, hamamı, imareti, altı medresesi, dükkânları ve Kanunî Süleyman ile Hürrem Sultan'ın türbeleriyle büyük bir alana yayılmış kentsel bir düzenlemedir ve Türkler'in dinsel yapılara toplumsal hizmet yapısı içeriği katmalarının en önemli örneğidir. Kubbe ve yarım kubbeler, yüklerini, uyumlu geçişlerle bir sonrakine iletirler. Yapı bu düzenden gelen bir dinginlikle, İstanbul'un Haliç'e bakan tepelerinden birinde yer alır. Dönemin önde gelen tüm sanatçılarının katkıda bulunduğu Süleymaniye, her ayrıntısıyla bir bütün olarak ele alınmıştır. Yedi yıl gibi kısa bir sürede bitirilmiş olması Sinan'ın mimarlıkta olduğu kadar örgütleme alanındaki dehasını da ortaya koyar. Yapının yapıldığı döneme ışık tutan muhasebe defterleri de günümüze kalmıştır. Sinan yapı ile çatı örtüsü için en yetkin taşıyıcı sistemi, en yetkin biçimi bulmak yolunda deneyler yapmış, hatta zaman zaman geçmişte kullanıp sonra terkedilen yöntemleri yineleyerek bunların nasıl ileri götürülebileceğini araştırmıştır. Kimi zaman bu tür deneyleri birbirine koşut olarak sürdüğü de görülür.

İstanbul'daki Sinan Paşa Camii gibi kimi yapıları, kubbeyi altıgen bir plana oturtmayı denemesiyle Edirne'deki Üç Şerefeli Cami'yi anımsatır. Edirnekapı'daki Mihrimah Sultan Camii'nde olduğu gibi ana mekânı tek bir kubbeyle örten camileri, erken Osmanlı dönemi camilerini düşündürür. Denemelerinin en ilginçlerinden biri gene İstanbul'daki Piyale Paşa Camii'dir. Burada kökenleri erken Osmanlı döneminden de önceye giden ve yapıyı çok sayıda küçük kubbe ile örten çok ayaklı cami şemasını ele almıştır. Bütün bu deneyler onu başyapıtlarından birine, Edirne'deki Selimiye Camii'ne götürdükleri için önemlidir. 

Sinan ustalık dönemi yapıtı olarak nitelendirdiği bu camide daha önce İstanbul'daki Rüstem Paşa Camii'nde çözmeye çalıştığı bir sorunu, yani kubbeyi sekizgen bir plan üstüne oturtma düşüncesini uygulamıştır. Böylece, taşıyıcı ayaklar incelmekte, yükleri ileten öğelerin küçülmesiyle de kubbe, yapıdaki en önemli mekân belirleyici öğe durumuna gelmektedir. Sinan burada 31 m'yi geçen çapıyla en büyük kubbesini gerçekleştirmiştir. Külliye'nin öteki yapıları camiye göre arka planda tutulmuştur. Selimiye, strüktüründen mekân oluşumuna, oranlarından süslemelerine kadar Klasik dönem Osmanlı-Türk mimarlık bireşiminin dilini ortaya koyan, kurallarını belirleyen çok önemli bir başyapıttır. 

Sinan, öteki yapıtlarında da araştırıcılığını sürdürmüştür. Türbeleri buna örnektir. Şehzade Mehmet Türbesi'nde dilimli kubbe kullanmış, alışılmadık ölçüde süslü bir yüz düzenlemesine gitmiştir. Kanuni Süleyman Türbesi'nde de iç mekân ile dış görünüş arasında bir denge kurmak amacıyla örtü olarak, Osmanlı-Türk mimarlık geleneğinde çok sık kullanılmayan çift yüzlü kubbeyi seçmiş, iç kubbeyi yapının içindeki ayaklara, dış kubbeyi de dış duvarlara taşıtmıştır. II. Selim Türbesi'nde ise geleneksel altı ya da sekizgen plan yerine, yapı öğeleri arasında karşıtlık yaratan, köşelerin kesik kare planını seçmiştir. Sinan'ın, denemeci tutumunu öteki işlevlerde de sürdürdüğü gözlenir. Her zaman işleve, taşıyıcı sisteme, yapının bulunduğu yere göre en uygun olacak biçimi araştırmıştır. 

Yola çıkış noktası geleneksel biçim ve plan şemaları olmasına karşın, bunlara katı bir biçimde bağlı kalmamış, koşulların gerektirdiği yerlerde yeni biçimlere yönelmiş, böylece eski ile yeni arasında bir bağ oluşturabilmiştir. Sinan'ın yapıları mimarlık bakımından olduğu kadar mühendislik bakımından da önem taşır. Bu nedenle "ser mimârân-ı cihan ve mühendisân-ı devran dünyadaki mimarların ve zaman içindeki mühendislerin başı" diye anılmıştır. Yapılarının çoğunun 400 yıl sonra bile ayakta duruyor, hatta kullanılıyor olması, onların taşıyıcı sistemlerine olduğu kadar temellerine de özen gösterilmiş olmasındandır.

Sinan'ın mühendis yanı su yollarıyla köprülerinde ortaya çıkar. Bunlarda zamanının sahip olduğu tüm mühendislik bilgilerini uygulamış, hatta kimi zaman onları aşan, ileri götüren tasarımlar gerçekleştirmiştir. İstanbul'un su sorununu çözmekle görevlendirilmiş, bentleriyle, tünelleriyle, su yolları ve su yolu kemerleriyle, biriktirme ve dağıtma yapılarıyla uzunluğu 50 km'yi aşan ve Kırkçeşme adıyla bilinen su yapılarını gerçekleştirmiştir. Süleymaniye Külliye'sine 53 milyon akçe harcanırken Kıkçeşme yapılarına 43 milyon akçe harcanmış olması da zamanında bunlara verilen önemin bir başka göstergesi olmaktadır.

Sinan, köprülerini de en az öteki yapıtları kadar önemsemiş, toplam uzunluğu 635,5 m'yi bulan Büyükçekmece Köprüsü ile sağlam olduğu kadar güzel de olan bir yapıt diye övünmüştür. En geniş açıklığı örtecek kubbeyi, en ince ve uzun minareyi araştırmak, böyle bir minaredeki şerefelere birbirleriyle kesişmeyen üç merdivenle çıkmayı denemek, bu mühendislik dehasının yaratıcılığını ortaya koyan örneklerdir. Mimarlık, kimi zaman, içinden çıktığı toplumun genel yapısıyla uyum içinde olan bir bütünlüğe erişir. Bu, kendi gününün gereksinmelerini kendi olanaklarıyla karşılayan, ama geçmişin deneyim ve anılarını da içeren bir bireşimdir. 

Yapı gereçleri, yapım yöntemleri, elde edilen biçimlerle ve onlar da yerel-iklimsel koşullarla uyum içindedirler. Bunları birbirlerinden ve içinde bulundukları toplumsal koşullardan soyutlamak olanaksızdır. Ortaya çıkan biçimler toplumun büyük bir çoğunluğunca benimsenen simgelere dönüşür. Toplumu neredeyse yapılarıyla özdeşleştirmek olasıdır. Bu yalnız belli bir yere ve çağa özgü, başka bir benzeri olmayan bir mimarlık demektir. İşte Mimar Sinan böyle bir süreç içinde yer almaktadır. Tek tek yapıtlarından çok, mimarlığı uyumlu ve kendi içinde tutarlı bir bireşime götürme yolundaki çalışmalarıyla önem taşır. 

Osmanlı-Türk mimarlığı onunla birlikte bireşim sürecini tamamlamış, arayış aşamasından klasik dönemine geçmiştir. Bu geçiş, biçim olarak kubbeyi, düzenleme ilkesi olarak da merkezi planlı yapıyı anıtsal bir mimarlığın en önemli öğesi olan kubbeyi ve ona bağlı taşıyıcılar sistemini en yalın ve açık biçimde kullanıp onu anıtsal mimarlık düzenlemelerinin çekirdeği durumuna getirmek Osmanlı-Türk mimarlığının dünya mimarlığına bir katkısıdır. Böylece hem Doğu, hem Batı ile ilişki içinde olan, Anadolu ve Akdeniz kültürlerine sahip çıkan bir Osmanlı-Türk İslam mimarlık bileşimi ortaya çıkmıştır. 

Bu, yapıya katkıda bulunan öteki sanatları da etkilemiş, imparatorluğun her yerinde ki yapı eylemleri için yol gösterici olmuştur.
 Mimar sinan eserleri

Mimar Sinan 92 camii, 52 mescit, 55 medrese, 7 darül-kurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa (hastane), 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 de hamam olmak üzere 375 eser vermiştir.

Camiler

1. İstanbul Süleymâniye Câmii, 
2. İstanbul Şehzâdebaşı Câmii, 
3. Haseki Camii, 
4. Mihrimah Sultan Camii - Edirnekapı 
5. Mihrimah Sultan Câmii - Üsküdar’da, iskelede 
6. Rüstem Paşa Câmii (Tahtakale’de), 
7. Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Kadırga Limanında), 
8. Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Azapkapısı’nda), 
9. Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Büyükçekmece) 
10. Odabaşı Câmii (Yenikapı yakınında), 
11. Hamâmî Hâtun Câmii (Sulumanastır’da), 
12. Ferruh Kethüdâ Câmii (Balat Kapısı içinde), 
13. Kara Camii - Sofya 
14. Kazasker İvaz Efendi Camii 
15. Kılıç Ali Paşa Camii (Tophane’de), 
16. Ahî Çelebi Câmii (İzmir İskelesi yakınında), 
17. Ebü’l-Fazl Câmii (Tophâne üstünde), 
18. Sinan Paşa Camii (Beşiktaş’ta), 
19. Eski Vâlide Câmii (Üsküdar’da), 
20. Ferhad Paşa Câmii (Çatalca’da), 
21. Drağman Yunus Camii 
22. Gazi Ahmet Paşa Camii 
23. Hadım İbrahim Paşa Camii 
24. Abdurrahman Paşa Camii (Kastamonu, Tosya'da) 
25. Molla Çelebi Camii 
26. Nişancı Paşa Çelebi Câmii (Kiremitlik’te), 
27. Piyale Paşa Camii 
28. Rüstem Paşa Câmii - Tahtakale 
29. Selimiye Camii - Edirne 
30. Zâl Mahmûd Paşa Câmii - Eyüp 
31. Çavuşbaşı Camii - Sütlüce 
32. İskender Paşa Câmii (Kanlıca’da), 
33. Şah Sultan Camii - Eyüp 
34. Şehzade Camii - Şehzadebaşı 
35. Şehzâde Cihangir Câmii (Tophâne’de), 
36. Şemsi Ahmed Paşa Câmii (Üsküdar’da), 
37. Osman Şah Vâlidesi Câmii (Aksaray’da), 
38. Sultan Bâyezîd Kızı Câmii (Yenibahçe’de), 
39. Ahmed Paşa Câmii (Topkapı’da), 
40. Sokullu Mehmed Paşa Câmii (Hafsa’da, Trakya), 
41. Sokullu MehmedPaşa Câmii (Burgaz’da), 
42. İbrâhim Paşa Câmii (Silivrikapı’da), 
43. Bâli Paşa Câmii (Hüsrev Paşa Türbesi yakınında, 
44. Hacı Evhad Câmii (Yedikule yakınında), 
45. Kazasker Abdurrahmân Çelebi Câmii (Molla Gürânî’de), 
46. Mahmûd Ağa Câmii (Ahırkapı yakınında), 
47. Hoca Hüsrev Câmii (Kocamustafapaşa’da), 
48. Defterdar Süleymân Çelebi Câmii (Üsküplü Çeşmesi yakınında), 
49. Yunus Bey Câmii (Balat’ta), 
50. Hürrem Çavuş Câmii (Yenibahçe yakınında), 
51. Sinan Ağa Câmii (Kâdı Çeşmesi yakınında), 
52. Süleymân Subaşı Câmii (Unkapanı’nda), 
53. Kasım Paşa Câmii (Tersâne yakınında), 
54. Muhiddin Çelebi Câmii (Tophâne’de), 
55. Molla Çelebi Câmii (Tophâne Beşiktaş arasında), 
56. Çoban Mustafa Paşa Câmii (Gebze’de), 
57. Pertev Paşa Câmii (İzmit’te), 
58. Rüstem Paşa Câmii (Sapanca’da), 
59. Rüstem Paşa Câmii (Samanlı’da), 
60. Rüstem Paşa Câmii (Bolvadin’de), 
61. Rüstem Paşa Câmii (Rodoscuk’ta), 
62. Mustafa Paşa Câmii (Bolu’da), 
63. Ferhad Paşa Câmii (Bolu’da), 
64. Mehmed Bey Câmii (İzmit’te), 
65. Osman Paşa Câmii (Kayseri’de), 
66. Hacı Paşa Câmii (Kayseri’de), 
67. Cenâbî Ahmed Paşa Câmii (Ankara’da), 
68. Lala Mustafa Paşa Câmii (Erzurum’da), 
69. Sultan Alâeddin Selçûkî Câmiinin (Çorum’da) yenilenmesi, 
70. Abdüsselâm Câmiinin (İzmit’te)yenilenmesi, 
71. Kiliseden dönme Eski Câminin (İznik’te)Sultan Süleymân tarafından yeniden yaptırılması, 
72. Hüsreviye (Hüsrev Paşa)Câmii (Haleb’de), 
73. Sultan Murâd Câmii (Manisa’da), 
74. Orhan Câmiinin (Kütahya’da)yenilenmesi, 
75. Kâbe-i şerîfin kubbelerinin tâmiri, 
76. Hüseyin Paşa Câmii (Kütahya’da), 
77. Sultan Selim Câmii (Karapınar’da), 
78. Sultan Süleymân Câmii (Şam, Gök Meydanda), 
79. Taşlık Câmii (Mahmûd Paşa için, Edirne’de), 
80. Defterdar Mustafa Çelebi Câmii (Edirne’de), 
81. Haseki Sultan Câmii (Edirne, Mustafa Paşa Köprüsü başında), 
82. Cedid Ali Paşa Câmii (Babaeski’de), 
83. Semiz Ali Paşa Câmii (Ereğli’de), 
84. Bosnalı MehmedPaşa Câmii (Sofya’da), 
85. Sofu MehmedPaşa Câmii (Hersek’te), 
86. Maktul Mustafa Paşa Câmii (Budin’de), 
87. Firdevs Bey Câmii (Isparta’da), 
88. Memi Kethudâ Câmii (Ulaşlı’da), 
89. Tatar Han Câmii (Kırım, Gözleve’de), 
90. Vezir Osman Paşa Câmii (Tırhala’da), 
91. Rüstem Kethüdâsı Mehmed Bey Câmii (Tırhala’da), 
92. Mesih Mehmed Paşa Câmii (Yenibahçe’de).
Medreseler

1. Sultan Süleymân Medresesi (Mekke’de), 
2. Süleymâniye Medreseleri (İstanbul’da), 
3. Yavuz Sultan Selim Medresesi (Halıcılar Köşkünde), 
4. Sultan Selim Medresesi (Edirne’de), 
5. Sultan Süleymân Medresesi (Çorlu’da), 
6. Şehzâde Sultan Mehmed Medresesi (İstanbul’da), 
7. Haseki Sultan Medresesi (Avratpazarı’nda), 
8. Vâlide Sultan Medresesi (Üsküdar’da), 
9. Kahriye Medresesi (Sultan Selim yakınında), 
10. Mihrimah Sultan Medresesi (Üsküdar’da), 
11. Mihrimah Sultan Medresesi (Edirnekapı’da), 
12. MehmedPaşa Medresesi (Kadırga’da), 
13. MehmedPaşa Medresesi (Eyüp’te), 
14. Osman Şah Vâlidesi Medresesi (Aksaray yakınında), 
15. Rüstem Paşa Medresesi (İstanbul’da), 
16. Ali Paşa Medresesi (İstanbul’da), 17i.lşiplş.ml.çmö)AhmedPaşa Medresesi (Topkapı’da), 
17. Sofu MehmedPaşa Medresesi (İstanbul’da), 
18. İbrâhim Paşa Medresesi (İstanbul’da), 
19. Sinân Paşa Medresesi (Beşiktaş’ta), 
20. İskender Paşa Medresesi (Kanlıca’da), 
21. Kasım Paşa Medresesi, 
22. Ali Paşa Medresesi (Babaeski’de), 
23. Mısırlı Mustafa Paşa Medresesi (Gebze’de), 
24. Ahmed Paşa Medresesi (İzmit’te), 
25. İbrâhim Paşa Medresesi (Îsâ Kapısında), 
26. Şemsi Ahmed Paşa Medresesi (Üsküdar’da), 
27. Kapı Ağası Mahmûd Ağa Medresesi (Ahırkapı’da), 
28. Kapıağası Câfer Ağa Medresesi (Soğukkuyu’da), 
29. Ahmed Ağa Medresesi (Çapa’da), 
30. Hâmid Efendi Medresesi (Filyokuşu’nda), 
31. Mâlûl Emir Efendi Medresesi (Karagümrük’te), 
32. Ümm-i Veled Medresesi (Karagümrük’te), 
33. Üçbaş Medresesi (Karagümrük’te), 
34. Kazasker Perviz Efendi Medresesi (Fâtih’te), 
35. Hâcegizâde Medresesi (Fâtih’te), 
36. Ağazâde Medresesi (İstanbul’da), 
37. Yahya Efendi Medresesi (Beşiktaş’ta), 
38. Defterdar Abdüsselâm Bey Medresesi (Küçükçekmece’de), 
39. Tûtî Kâdı Medresesi (Fâtih’te), 
40. Hakîm Mehmed Çelebi Medresesi (Küçükkaraman’da), 
41. Hüseyin Çelebi Medresesi (Çarşamba’da), 
42. Şahkulu Medresesi (İstanbul’da), 
43. Emin Sinân Efendi Medresesi (Küçükpazar’da), 
44. Yunus Bey Medresesi (Draman’da), 
45. Karcı Süleyman Bey Medresesi, 
46. Hâcce Hâtun Medresesi (Üsküdür’da), 
47. Defterdar Şerifezâde Medresesi (Kâdıçeşmesi’nde), 
48. Kâdı Hakîm Çelebi Medresesi (Küçükkaraman’da), 
49. Kirmasti Medresesi, 
50. Sekban Ali Bey Medresesi (Karagümrük’te), 
51. Nişancı MehmedBey Medresesi (Altımermer’de), 
52. Kethüdâ Hüseyin Çelebi Medresesi (SultanSelim’de), 
53. Gülfem Hâtun Medresesi (Üsküdar’da), 
54. Hüsrev Kethüdâ Medresesi (Ankara’da), 
55. Mehmed Ağa Medresesi (Çatalçeşme’de).
Külliyeler

1. Haseki Külliyesi 
2. Sokollu Mehmed Paşa Külliyesi
Dârülkurrâlar

1. SultanSüleymanHanDârülkurrâası (İstanbul’da), 
2. Vâlide Sultan Dârülkurrâsı (Üsküdar’da), 
3. Hüsrev Kethüdâ Dârülkurrâsı (İstanbul’da), 
4. Mehmed Paşa Dârülkurrâsı (Eyüp’te), 
5. Müftü Sa’di Çelebi Dârülkurrâsı (Küçükkaraman’da), 
6. Sokullu MehmedPaşa Dârülkurrâsı (Eyüp’te), 
7. Kâdızâde Efendi Dârülkurrâsı (Fâtih’te).
Türbeler

1. Yahya Efendi Türbesi (Beşiktaş’ta), 
2. Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi (Beşiktaş’ta), 
3. Arap AhmedPaşa Türbesi (Fındıklı’da), 
4. Sultan Süleymân Türbesi (Süleymaniye’de), 
5. Şehzâde Sultan MehmedTürbesi (Şehzâdebaşı’nda), 
6. SultanSelim Türbesi (Ayasofya civârında), 
7. Hüsrev Paşa Türbesi (Yenibahçe’de), 
8. ŞehzâdelerTürbesi (Ayasofya’da), 
9. Vezir-i âzam RüstemPaşa Türbesi (Şehzâde Türbesi yakınında), 
10. Ahmed Paşa Türbesi (Eyüp’te), 
11. MehmedPaşa Türbesi (Topkapı’da), 
12. Çocukları için inşâ ettiği türbe, 
13. Siyavuş Paşa Türbesi (Eyüp’te), 
14. Siyavuş Paşanın çocukları için yapılan türbe (Eyüp’te), 
15. Zâl Mahmûd Paşa Türbesi (Eyüp’te), 
16. Şemsi Ahmed Paşa Türbesi (Üsküdar’da), 
17. Kılıç Ali Paşa Türbesi (Tophâne’de), 
18. Pertev Paşa Türbesi (Eyüp’te), 
19. Şâh-ı Hûban Türbesi (Üsküdar’da, 
20. Haseki Hürrem Sultan Türbesi (Süleymaniye’de).
İmâretler

1. SultanSüleymân İmâreti (Süleymaniye’de), 
2. Haseki Sultan İmâreti (Mekke’de), 
3. Haseki Sultan İmâreti (Medîne’de), 
4. Mustafa Paşa Köprüsü başında bir imâret (Edirne’de), 
5. SultanSelim İmâreti (Karapınar’da), 
6. SultanSüleymân İmâreti (Şam’da), 
7. Şehzâde Sultan Mehmed İmâreti (İstanbul’da), 
8. SultanSüleymân İmâreti (Çorlu’da), 
9. Vâlide Sultan İmâreti (Üsküdar’da), 
10. Mihrimah Sultan İmâreti (Üsküdar’da), 
11. Sultan Murâd İmâreti (Manisa’da), 
12. Rüstem Paşa İmâreti (Rodoscuk’ta), 
13. Rüstem Paşa İmâreti (Sapanca’da), 
14. MehmedPaşa İmâreti (Burgaz’da), 
15. MehmedPaşa İmâreti (Hafsa’da), 
16. Mustafa Paşa İmâreti (Gebze’de), 
17. MehmedPaşa İmâreti (Bosna’da).
Dârüşşifâlar

1. SultanSüleymân Dârüşşifâsı (Süleymaniye’de), 
2. Haseki Sultan Dârüşşifâsı (Haseki’de), 
3. Vâlide Sultan Dârüşşifâsı (Üsküdar’da)
Su Yolları Kemerleri

1. Bend Kemeri (Kağıthâne’de), 
2. Uzun Kemer (Kemerburgaz’da), 
3. Mağlova Kemeri(Kemerburgaz’da), 
4. Gözlüce Kemer (Cebeciköy’de), 
5. Müderris köyü yakınındaki kemer (Kemerburgaz’da). 
6. Kırık Kemer
Köprüler

1. Büyük çekmece Köprüsü, 
2. Silivri Köprüsü, 
3. Mustafa Paşa Köprüsü (Meriç üzerinde), 
4. Sokullu Mehmed Paşa Köprüsü (Tekirdağ’da), 
5. Odabaşı Köprüsü (Halkalıpınar’da), 
6. Kapıağası Köprüsü (Harâmidere’de), 
7. MehmedPaşa Köprüsü (Sinanlı’da), 
8. Vezir-i âzam Mehmed Paşa (Mostar) Köprüsü (Bosna’da, Vişigrad kasabasında). 
9. Drina Köprüsü 
10. Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü
Kervansaraylar

1. Kervansaray (Sultan Süleymân İmâreti yakınında), 
2. Kervansaray (Büyükçekmece’de), 
3. RüstemPaşa Kervansarayı (Rodosçuk’ta), 
4. KebecilerKervansarayı (Bitpazarı’nda), 
5. Rüstem Paşa Kervansarayı (Galata’da), 
6. Ali Paşa Kervansarayı (Bursa’da), 
7. Ali Paşa Kervansarayı (Bitpazarı’nda), 
8. Pertev Paşa Kervansarayı (Vefâ’da), 
9. Mustafa Paşa Kervansarayı (Ilgın’da), 
10. Rüstem Paşa Kervansarayı (Sapanca’da), 
11. Rüstem Paşa Kervansarayı (Samanlı’da), 
12. Rüstem Paşa Kervansarayı (Karışdıran’da), 
13. RüstemPaşa Kervansarayı (Akbıyık’ta), 
14. Rüstem Paşa Kervansarayı (Karaman Ereğlisi’nde), 
15. Hüsrev Kethüdâ Kervansarayı (İpsala’da) 
16. MehmedPaşa Kervansarayı (Hafsa’da), 
17. Mehmed Paşa Kervansarayı (Burgaz’da), 
18. RüstemPaşa Kervansarayı (Edirne’de), 
19. Ali Paşa Çarşısı ve Kervansarayı (Edirne’de), 
20. İbrâhim Paşa Kervansarayı (İstanbul’da).
Saraylar

1. Saray-ı atîk tâmiri (Beyazıt’ta), 
2. Saray-ı cedîd-i hümâyûn tâmiri (Topkapı’da), 
3. Üsküdar Sarayının tâmiri (Üsküdar’da), 
4. Galatasarayın eski yerine yeniden inşâsı (Galatasaray’da), 
5. Atmeydanı Sarayının yeniden inşâsı (Atmeydanı’nda), 
6. İbrâhim Paşa Sarayı (Atmeydanı’nda), 
7. Yenikapı Sarayının yeniden inşâsı (Silivrikapı’da), 
8. Kandilli Sarayının yeniden inşâsı (Kandilli’de), 
9. Fenerbahçe Sarayının yeniden inşâsı (Fenerbahçe’de), 
10. İskender Çelebi Bahçesi Sarayının yeniden inşâsı (İstanbul şehir dışında), 
11. Halkalı Pınar Sarayının yeniden inşâsı (Halkalı’da), 
12. Rüstem Paşa Sarayı (Kadırga’da), 
13. MehmedPaşa Sarayı (Kadırga’da), 
14. Mehmed Paşa Sarayı (Ayasofya yakınında), 
15. MehmedPaşa Sarayı (Üsküdar’da), 
16. Rüstem Paşa Sarayı (Üsküdür’da), 
17. Siyavuş Paşa Sarayı (İstanbul’da), 
18. Siyavuş Paşa Sarayı (Üsküdar’da), 
19. Siyavuş Paşa Sarayı (yine Üsküdar’da), 
20. Ali Paşa Sarayı (İstanbul’da), 
21. AhmedPaşa Sarayı (Atmeydanı’nda), 
22. Ferhad Paşa Sarayı (Bâyezîd civârında), 
23. Pertev Paşa Sarayı (Vefâ Meydanında), 
24. SinânPaşa Sarayı (Atmeydanı’nda), 
25. Sofu MehmedPaşa Sarayı (Hocapaşa’da), 
26. Mahmûd Ağa Sarayı (Yenibahçe’de), 
27. MehmedPaşa Sarayı (Halkalı yakınında Yergöğ’de), 
28. Şâh-ı Hûbân Kadın Sarayı (Kasımpaşa Çeşmesi yakınında), 
29. Pertev Paşa Sarayı (şehrin dışında), 
30. AhmedPaşa Sarayı (şehrin dışında), 
31. AhmedPaşa Sarayı (Taşra Çiftlik’te), 
32. AhmedPaşa Sarayı (Eyüp’te), 
33. Ali Paşa Sarayı (Eyüp’te), 
34. MehmedPaşa Sarayı (şehrin dışında, Rüstem Çelebi Çiftliğinde), 
35. Mehmed Paşa Sarayı (Bosna’da), 
36. Rüstem Paşa Sarayı (İskender Çelebi Çiftliğinde).
Mahzenler

1. Buğday mahzeni (Galata Köşesinde), 
2. Zift Mahzeni (Tersâne-i Âmirede), 
3. Anbar (sarayda), 
4. Anbar (Has Bahçe Yalısında), 
5. Mutbak ve kiler (sarayda), 
6. Mahzen (Unkapanı’nda), 
7. İki adet anbar (Cebehâne yakınında), 
8. Kurşunlu Mahzen (Tophâne’de).
Hamamlar

1. SultanSüleymân Hamamı (İstanbul’da), 
2. Sultan Süleymân Hamamı (Kefe’de), 
3. Üç Kapılı Hamam (Topkapısarayında), 
4. Üç Kapılı Hamam (Üsküdar Sarayında), 
5. Haseki Sultan Hamamı (Ayasofya yakınında), 
6. Haseki Sultan Hamamı (Bahçekapı’da), 
7. Haseki Sultan Hamamı (Yahudiler içinde), 
8. Vâlide SultanHamamı (Üsküdar’da), 
9. Vâlide SultanHamamı (Karapınar’da), 
10. Vâlide SultanHamamı (Cibâli Kapısında), 
11. Mihrimah SultanHamamı (Edirnekapı’da), 
12. Lütfi Paşa Hamamı (Yenibahçe’de), 
13. MehmedPaşa Hamamı (Galata’da), 
14. MehmedPaşa Hamamı (Edirne’de), 
15. Kocamustafapaşa Hamamı (Yenibahçe’de), 
16. İbrâhim Paşa Hamamı (Silivrikapı’da), 
17. Kapıağası Yâkub Ağa Hamamı (Sulumanastır’da), 
18. Sinân Paşa Hamamı (Beşiktaş’ta), 
19. Molla Çelebi Hamamı (Fındıklı’da), 
20. Kaptan Ali Paşa Hamamı (Tophâne’de), 
21. Kaptan Ali Paşa Hamamı (Fenerkapı’da), 
22. Müfti Ebüssü’ûd Efendi Hamamı (Mâcuncu Çarşısında), 
23. Mîrmirân Kasımpaşa Hamamı (Hafsa’da), 
24. Merkez Efendi Hamamı (Yenikapı dışında), 
25. Nişancı Paşa Hamamı (Eyüp’te), 
26. Hüsrev Kethüdâ Hamamı (Ortaköy’de), 
27. Hüsrev Kethüdâ Hamamı (İzmit’te), 
28. Hamam (Çatalca’da), 
29. RüstemPaşa Hamamı (Sapanca’da), 
30. Hüseyin Bey Hamamı (Kayseri’de), 
31. Sarı Kürz Hamamı (İstanbul’da), 
32. Hayreddin Paşa Hamamı (Zeyrek’te), 
33. Hayreddin Paşa Hamamı (Karagümrük’te), 
34. Yâkub Ağa Hamamı (Tophâne’de), 
35. Haydar Paşa Hamamı (Zeyrek’te), 
36. İskender Paşa Hamamı, 
37. Odabaşı Behruzağa Hamamı (Şehremini’de), 
38. Kethüdâ Kadın Hamamı (Akbaba’da), 
39. Beykoz Hamamı, 
40. Emir Buhârî Hamamı (Edirnekapı dışında), 
41. Hamam (Eyüp’te), 
42. Dere Hamamı (Eyüp’te), 
43. Sâlih Paşazâde Hamamı (Yeniköy’de), 
44. Sultan Süleymân Hamamı (Mekke’de), 
45. HayreddinPaşa Hamamı (Tophâne’de), 
46. Hayreddin Paşa Hamamı (Kemeraltı’nda), 
47. Rüstem Paşa Hamamı (Cibâli’de), 
48. Vâlide SultanHamamı (Üsküdar’da)

Frank Gehry

   Frank Gehry was born Ephraim Owen Goldberg in Toronto, Canada. He moved with his family to Los Angeles as a teenager in 1947 and later became a naturalized U.S. citizen. His father changed the family's name to Gehry when the family immigrated. Ephraim adopted the first name Frank in his 20s; since then he has signed his name Frank O. Gehry.
Uncertain of his career direction, the teenage Gehry drove a delivery truck to support himself while taking a variety of courses at Los Angeles City College. He took his first architecture courses on a hunch, and became enthralled with the possibilities of the art, although at first he found himself hampered by his relative lack of skill as a draftsman. Sympathetic teachers and an early encounter with modernist architect Raphael Soriano confirmed his career choice. He won scholarships to the University of Southern California and 
graduated in 1954 with a degree in architecture.


Frank Gehry Biography Photo
Los Angeles was in the middle of a post-war housing boom and the work of pioneering modernists like Richard Neutra and Rudolph Schindler were an exciting part of the city's architectural scene. Gehry went to work full-time for the notable Los Angeles firm of Victor Gruen Associates, where he had apprenticed as a student, but his work at Gruen was soon interrupted by compulsory military service. After serving for a year in the United States Army, Gehry entered the Harvard Graduate School of Design, where he studied city planning, but he returned to Los Angeles without completing a graduate degree. He briefly joined the firm of Pereira and Luckman before returning to Victor Gruen. Gruen Associates were highly successful practitioners of the severe utilitarian style of the period, but Gehry was restless. He took his wife and two children to Paris, where he spent a year working in the office of the French architect Andre Remondet and studied firsthand the work of the pioneer modernist Le Corbusier.
Gehry and his family returned to Los Angeles in 1962, and he established his own firm, Gehry Associates, now known as Gehry Partners, LLP. For a number of years, he continued to work in the established International Style, initiated by Le Corbusier and the Bauhaus, but he was increasingly drawn to the avant-garde arts scene growing up around the beach communities of Venice and Santa Monica. He spent more of his time in the company of sculptors and painters like Ed Kienholz, Bob Irwin, Ed Moses and Ed Ruscha, who were finding new uses for the overlooked by-products of industrial civilization. Frank Gehry began to look for an opportunity to express a more personal vision in his own work.


Frank Gehry Biography Photo
He had his first brush with national attention when some furniture he had built from industrial corrugated cardboard experienced a sudden popularity. The line of furniture, called Easy Edges, was featured in national magazine spreads, and the Los Angeles architect experienced an unexpected notoriety. Although Gehry built imaginative houses for a number of artist friends, including Ruscha, in the 1970s, for most of the decade his larger works were distinguished but relatively conventional buildings such as the Rouse Company headquarters in Columbia, Maryland, and the Santa Monica Place shopping mall.
Frank Gehry Biography Photo
Gehry found a creative outlet in rebuilding his own home, converting what he called "a dumb little house with charm" into a showplace for a radically new style of domestic building. He took common, unlovely elements of American homebuilding, such as chain link fencing, corrugated aluminum and unfinished plywood, and used them as flamboyant expressive elements, while stripping the interior walls of the house to reveal the structural elements. His Santa Monica neighbors were scandalized, but Gehry's house attracted serious critical attention and he began to employ more imaginative elements in his commercial work. A series of public structures in and around Los Angeles marked his evolution away from orthodox modernist practice, including the Frances Goldwyn Branch Library in Hollywood, the California Aerospace Museum and the Loyola University Law School. A number of his works in this period featured the unusual decorative motif of a Formica fish, and he designed a number of lamps and other objects in the form of snakes and fishes.
By the mid '80s, his work had attracted international attention and he was commissioned to build the Vitra furniture factory in Basel, Switzerland, as well as the Vitra Design Museum in Weil-am-Rhein, Germany. These projects established him as a major presence on the international architecture scene. His buildings displayed a penchant for whimsy and playfulness previously unknown in serious architecture. Most distinctive of all was his ability to explode familiar geometric volumes and reassemble them in original new forms of unprecedented complexity, a practice the critics dubbed "deconstructivism." His international reputation was confirmed when he received the 1989 Pritzker Prize, the world's most prestigious architecture award.


Frank Gehry Biography Photo
Although he originally completed his design for the proposed Walt Disney Concert Hall in downtown Los Angeles in 1989, funding shortages and political infighting delayed construction of the project for many years. The Weisman Art Museum at the University of Minnesota, completed in 1990, was to be Gehry's first monumental work in his own country, a billowing fantasy in brick and stainless steel. Meanwhile, his interest in collaboration with other artists was expressed in the fanciful design for the West Coast headquarters of the advertising firm Chiat Day, in Venice, California. The entrance to the building took the form of a pair of giant binoculars, created by the sculptors Claes Oldenburg and Coosje van Bruggen.
Although his main project for Los Angeles went unbuilt through the '90s, he completed major projects in a number of other countries. His playful side reappeared in the "Dancing House" in the Czech capital, Prague. Comprising two undulating cylinders on a corner facing the river Vltava, the Czechs nicknamed the building "Fred and Ginger." His proposal for a museum in Seoul, South Korea, which he discusses in his 1995 interview with the Academy of Achievement, was ultimately rejected, but an even more ambitious undertaking lay just ahead.


Frank Gehry Biography Photo
Gehry's most spectacular design to date was that of the new Guggenheim Museum in Bilbao, Spain, completed in 1997. Gehry first envisioned its form, like all his works, through a simple freestyle hand sketch, but breakthroughs in computer software had enabled him to build in increasingly eccentric shapes, sweeping irregular curves that were the antithesis of the severely rectilinear International Style. Traditional modernists criticized the work as arbitrary, or gratuitously eccentric, but distinguished former exponents of the International Style, such as the late Philip Johnson. championed his work, and Gehry became the most visible of an elite cohort of highly publicized "starchitects." He drew fire again with his design for the Experience Music Project museum in Seattle, but in his adopted home town of Los Angeles, a long-delayed project was reaching fruition.
Frank Gehry Biography Photo
The year 2004 saw the long-awaited completion of the Walt Disney Concert Hall in downtown Los Angeles. The building opened to great public celebration and immediately became the sprawling city's landmark building. Although built after his Guggenheim Museum in Bilbao, the design actually predated it and featured a similar panoply of exploding titanium. The splayed pipes of the hall's massive pipe organ were likened by more than one writer to a packet of French fries, but the public response was ecstatic. Gehry's earlier experience building and renovating concert halls and amphitheaters had paid off in a facility that not only attracted international attention with its striking appearance, but thrilled musicians and listeners with its acoustically brilliant interior.
Frank Gehry Biography Photo
Over the years, Gehry has lent his imaginative designs to a number of products outside the field of architecture, including the Wyborovka Vodka bottle, a wristwatch for Fossil, jewelry for Tiffany & Co. and the World Cup of Hockey trophy. In 2006, the architect and his work were the subject of a feature-length documentary film, Sketches of Frank Gehry, by director Sydney Pollack.
In the following years, Gehry immersed himself in a number of projects, including the Barclays Center sports arena in Brooklyn, New York, a concert hall for the New World Symphony in Miami Beach, and another branch of the Guggenheim Museum in Abu Dhabi. Most ambitious of all is the massive Grand Street project, a plan to entirely remake the thoroughfare leading from Los Angeles City Hall to Disney Hall. When it is completed, a wide swath of downtown Los Angeles will bear the indelible stamp of its adopted son, Frank Gehry, and his restless imagination. In 2010, Vanity Fair magazine polled 52 of the world's best-known architects and architectural critics, asking them to name the most significant works of architecture of the last 30 years. By an overwhelming margin they placed Frank Gehry's Guggenheim Museum in Bilbao at the top of the list.